Bu gadget'ta bir hata oluştu

29 Mart 2011 Salı

KNIGHT AND DAY(GECE VE GÜNDÜZ)


Filimin adı Gece ve Gündüz.Orjinalinde ingilizce adı,Knight and Day(gece ve gündüz), Night(gece) kelimesinin başına bir ''K'' koyup Knight, yani Şovalye yapmışlar.Gece ve gündüz olmuş Şovalye ve gündüz.Bak sen.Nası da zekice,ne kadar da komik dimi.Zaten bu yapılan kelime oyunu bile tek başına filimin kalitesini gösteriyor.

Cameron Diaz'ın yine fıldır fıldır,gereğinden fazla mavi gözleri sürekli yakın çekimde.Tekrar başlamayım, bu kadınla ilgili düşüncelerimi Green Hornet filminde anlatmıştım.Bi de Tom Cruise eklenince mevzuya iyice sarpa sarmış zaten.

Sinema sektörünü çok yakından takip etmeyen izleyiciler için tam tuzak filim.Aman diyim kanmayın böyle tuzaklara.İsime kanıp çekerler sinemaya çıktığında bilete mi yanarsın harcadığın zamana mı bilemezsin.Bu filim,amacı filim izlemek olmayan yeni aşıklar için ideal olabilir.Hatta bir tek onlara hitap ediyor bence.

Senaryo berbat,oyunculuklar,kadın güzel adam yakışıklı zaten teması üzerine kurulu.Güzel kadınla adamı bi de gün batımının önüne korum hem güzel gözükür hem filimin ismiyle ironi yaparım gibi hinlikler falan...Yönetmen koltuğunda,ya da sandalyesinde artık neyin üstünde oturarak çektiyse bu saçma filimi,James Mangold var ki kendisi Identity gibi bir filimin yönetmenidir.Ama sanırım onu da orda senaryo ve John Cusack kurtarıyor.Bi daha izleyip bi bakayım ona da.Neyse.İnsanın biraz kendine saygısı olur arkadaş,bu nası filim dedirtecek tarzda bişi işte Knight and Day.En azından ben dedim öyle

Sonuç, Sakın...Tamamı ile zaman kaybı,safi can sıkıntısı..Berbat.İzlenmez.

LONDON BOULEVARD (LONDRA BULVARI)


Yine 2010 yapımı bir filim anlatıyorum.Öncelikle şunu söyleyim ben İngiltere'de,özellikle de Londra'da geçen filimleri ayrı bi severim.Taşında mı toprağından mı kasvetli ve sürekli grimsi tonlarından mı bilmiyorum.Londra yı ve bi kaç ünlü oyuncu da görünce oturup izledim.İşin özü bu yani.
Kadrodan bahsedeyim kısaca;Yönetmen William Monahan denen bi adam.The Departed,Kindom of Heaven(Cennetin krallığı),Body of Lies gibi filimlerin yazarı.The Departed filimi ile Oskar kazanmışlığı da var adamın.Bakılığında popüler oyuncularla gişe filimleri yapan bi eleman gibi duruyor.Neyse.
Başrolde Colin Farrel var,Mitchell rolunda.Yetenekli bi oyuncu olduğunu biliyoruz zaten kendisinin.Ancak saçlara aklar düşmeye başlamış beyfendinin.İnceden filime de gireyim.Mitchell hapisten yeni çıkmıştır ve düzgün bir hayat kurmaya çalışıyordur.Ne suç işlediğini tam sölemezler ama mahalledeki elemanlar kendisine fazlaca saygı duyuyorlardır.Sanırım karekterinin atarlı giderli olmasından kaynaklanıyor.İşsiz güçsüz dolaşırken,birine rastlar bi iş önerirler buna.Filimlerinde açık seçik sahneler bolca olan bu yüzden de çok popüler olan bi filim yıldızı bayanın evinde,yancılık yapcak,korumalık yapcak...öyle yalandan bi iş işte.Filim yıldızı da Charlotte diye biri.(Keira Knightley oynuyor onu da.Kapakta da fotorafı mevcut.Kendisi karayip korsanlarındaki Elizabeth Swann.Biraz kilo vermiş daha bi güzel olmuş.)Malum ateşle barut yan yana durmaz.Bu ikisi çok fazla bi arada durunca bilin bakalım noluyor ?Neyse orası malum geçelim.
Lock Stock and Two Smoking Barrels,Snatch gibi İngilterede geçen filimlerde yan rollerde sürekli gözüken abiler yine aradan çıkıyorlar,a bu kimdi,lan bunu da tanıyom falan dedirten tipler de var.Aşinalık fazlaca yani.
Bi yandan kız bi yandan eski itlik serserilik günlerinden kalma çevresi falan derken işler karışıyor tabi.Güzel senaryosu var,sahneler de hoş.Londra sokaklarının güzel manzarası eşliğinde filim iyi gidiyor.
Sonuç: Çok yüksek beklenti içine girilmeden izlenecek filimlerden.Ama güzel bir bir buçuk saat geçirirsiniz.İzlenir

16 Mart 2011 Çarşamba

THE GREEN HORNET (Yeşil Yaban Arısı)

2010 yapımı yepis yeni bir filimle geri geldim.Tabi yeniliğinin ne kadar izafi olduğunu da eklemek gerek.Bunu seneye okuyan biri için yeni olmayabilir,ayrıca 'ne kadar izafi' de tuhaf oldu.Sonuçta mutlak bi kavram,azı çoğu olmaz.Ama bazen de oluyor.Bunu bi amerikan komedi dizisinde duymuştum da adını hatırlamıyorum.Diyordu ki vatandaş ; Bu çok yanlış.Karşısındaki de cevap veriyor -yanlış mutlak bir kavramdır azı çoğu olmaz.Sonra beriki cevap veriyor- Tabi ki yanlışın azı çoğu olur.Örneğin domatese sebze demek yanlıştır ama domatese kasetçalar demek çok yanlıştır.Yanlış hatırlamıyorsam böyle bişiydi diyolog.Ayrıca domatesin meyve olması da tuhaf gelmişti bana ama sonra okudum ki aslında meyve sebze ayrımı için kullanılan bizim bilmediğimiz kriterler varmış.......Acayip dağıttım piiiivv.Neyse filime geçeyim.
Türkçe'ye adı doğrudan Yeşil yaban arısı olarak çevrilmiş filmimiz öyle fazla değerlendirme gerektiren cinsten değil.Belkide bu yüzden bu tuhaf giriş yazım için kendime bu kadar yer ayırdım.Esasen bir komedi filimi.Küçükken babası tarafından hor görülmüş ve süper kahramanlara ilgi duyan bir multimilyoner genç,hatta adam ile acayip zeki yaratıcı ve neden olduğunu açıklama gereği duymadan çok özel güçleri olan bi çinli elemenın karşılaşması ile bir süper kahraman duo'su oluşuyor,oluşmaya çalışıyor.
Babası zengin olan eleman sürekli itlik puştluk peşinde.Sonra babası hakkın rahmetine kavuşunca elaman acayip bi mirasa konuyor,babası için çalışan araba tamircisi asyalı kardeşimizle tanışıyor,iyi anlaşıyor.Gırgır şamata falan dolaşırken,sokakta bir suça tanıklık ediyolar,yardım etsek mi etmesek mi derken....olaylar gelişiyo işte.
Yaratıcı alet edevat kullanımı var,aksiyon var,bazı sahneler ve diyololar cidden beni çok güldürdü.Ama filimin bazı bölümleri makaslanabilirmiş gibi geldi.Akıcılığı bozan yerler var.Oyuncuları da yönetmeni de tanımam.İdare etmişler işte derken hop bi parentez geliyor burda.
Hatta yeni bi paragraf açayım.Bu filimde Cameron Diaz oynuyor.Ben bu kadını gördüm mü iğriti oluyorum arkadaş.O gereğinden fazla renkli fıldır fıldır gözler,hep oynadığı karekterlerdeki güzel ama sakar kız tavrının heyecanı,böyle bi pislik...ne biliyim sevmiyorum.Bu seviye filimlerde yan rolde oynamayı hakeden bi oyuncu bence.Kazansız rızkında gözümüz yok,alsın bi kaç şato daha bana ne de.Daha fazla bi yeteneği yok bence.
Neyse netice olarak,filim izlenir,sıkmaz,öyle eğlenceli bi kaç saat geçirirsiniz.Ama geçirmeye de bilirsiniz.Ne biliyim moraliniz bozuktur,başınız ağrıyodur falan...bilemiyorum.

8 Mart 2011 Salı

DUE DATE (GİT BAŞIMDAN)

Filimin adını Türkçe'ye ''Git Başımdan'' şeklinde çevirmişler.Adı kadar basit bi filim.Bence ikinci bile değil üçüncü sınıf bir amerikan komedisi.Sanırım espirilerin dozunu fazla abartmayalım da filim yönü de olsun işin diyerek, iki tarafını da kaybetmişler.
Robert Downey Jr. ı Sherlock Holmes filiminde(ileride bu filimi de anlatcam) sevmiştim,sonra Iron Man serisi ile (bunu anlatmıcam,o kadar da değil) iyice sükse yaptı.Ama bu filimi kralı gelse kurtaramaz bence.Beraber başrol oynadığı o herif kadar itici bir adam görmedim hayatımda.Sempatik olmaktan çok uzak....ya ne anlatıyorum ki boş yere.Bir tebessüm bile etmedim izlerken ki çoğu şeye gülen bir insanımdır.Para ve zaman israfı bir filim.
Sonuç: İzlenmez.

13 (Thirteen)

Bir kaç gün önce izlediğim bir filimi anlatacağım.Adı 13. Google da arattığınızda kiril alfabesiyle bişiler yazan bi versiyonu çıkıyor arada,bunun sebebi de öğrendiğim kadarıyla,bu filimin,Gürcü bir yönetmen olan Gela Babulane'nin 2005 yılında çektiğinin Hollywood versiyonu olmasıymış.Yanlış bilgi de olabilir zira tam araştırmadım.

Geçmişini boşverip halihazırdaki durumunu değerlendirecek olursak ; Başrolde Sam Riley diye gençce bi eleman oynuyor,tanımam,Micky Rourke gözüküyor arada,aslında filimin gidişatını pek de etkilemeyen bi rolde ama adı var diye dolaşıyo ortalarda,bi de git gide çirkinleşiyo bu adam,hele bi yerde t-shirt ünü çıkarıyor ki aman yarabbi,evlerden ırak! Bi zamanlar kaslıyken çok fena salmış dövmeli insan görmek pek eğlenceli değil.Bir de heryerden çıkan adam,Jason Statham var.Kambersiz düğün olmaz tabi.

Oyunculuklar son derece başına buyruk.Belli ki bunlara demişler siz bilirsiniz işinizi, takılın kafanıza göre,onlar da canları istediği gibi oynamış.Hele bir adam var ,izlerseniz göreceksiniz,oynanan tuhaf oyununun ki anlatıcam ilerde, hakemliğini yapan,adam bas bas bağırıyor ben burdayım,beni görün diye.Çılgınlar gibi rol kesiyor adamcağız ama rezil bi durumda yani.Burda biraz dikkat çekersem bi iki filim ayarlayıp eve para götürürüm modunda abi.Rızkının peşinde koşuyo o da nihayetinde.Napsın.Az kaldı unutuyordum,yine oyuncularla ilgili;Alexander Skarsgård diye bi adam var filimde.Adamın rolu yancılar yancısı.Filime hiç bir etkisi yok.Ama öyle bir gösteriyorlar ki sanki çok önemli bişiler yapacak gibi.Sürekli bi yakın çekim,sürekli bi gizemli tavırlar,bakışlar falan.Tamam abi yakışıklı da,güzel adam izlemeye açımıyoruz filimi yani.Yönetmenin bir eğilimi varsa o yöne doğru onu bilmem ama.Zira adamı gözüne kestirmiş gibi.

Gelelim konuya; Maddi olarak ailesi sıkıntıda Vince diye bir genç var.Yaptığı iş de öle zengin etcek bi iş değil.Eleman elektirikçi.Neyse eleman tesadüfen bi işe karışıyo.Öğreniyo ki bu işin ucunda iyi para var,atlıyo hemen.İş dediğim de bi oyun.Zengin manyaklar,silahlı milahlı bi oyun icad etmişler,bu da oyunculardan biri oluyo.Kazanırsa büyük ödülü alcak.Zenginlerin üzerine oynadığı milyonların bir kısmı oluyor bu parada.Oyunu anlatmıcam izleyecekler için ama şunu söyleyim,bir insanın ölmek ve öldürmek gibi iki uç nokta arasında gidip gelirken yaşadığı gerilimi bi güzel anlatmışlar.Filimin bir kaç olumlu yönünden biri bu.Psikoloji daha iyi işlense imiş çok başarılı olabilirmiş kanımca ama herkes Dostoyevski değil,naparsın.

Açılar güzel,hoş fotoraflar var,müzik pek kullanılmamış,varsa da hatırlamıyorum.Kendi çapında bir tarzı var,hakkını vereyim.Ama çok da özgün olduğunu söyleyemem.

Değişik bir deneyim olarak izlenebilir,yüksek beklentileriniz olmaz ise bence hoş vakit geçirttirebilir insana.Sonuç: izlenebilir.

7 Mart 2011 Pazartesi

Şöyle bişi de söyleyim

Ara sıra filim dışı yazılar da yazacağım haliyle,açıklama maksatlı.Bu da onlardan biri.

Şunu belirtmek isterim ki,hakkında yazdığım ve yazacağım filimlerin en yenileri vizyondan henüz kalkmış olanlardır.Tabi filimlerin Türkiye'de vizyona girme zamanı ve benim izleme hızımla orantılı olarak vizyondaki filimlerden de bahsediyor olabilirim kimi zaman.Ancak bu sadece kimi zamandır.Genellikle yazacaklarım üzerinden biraz vakit geçmiş ve henüz sinemalardan kalkmış olan filimler olacak.

Sadece popüler olmuş filimlerle sınırlı kalmayacağımı da söylemeliyim.1998 yapımı ve adı pek duyulmamış bir filimden de bahsedebilirim,1985 yapımı bir klasikten söz edebileceğim gibi.

Arşivim oldukça geniş ve tesadüfi bir sıra izleyeceğim.Yani eğlenceli olacağı kanısındayım.Bir de gecenin bir vakti yazmasam cümlelerim uykusuzluktan sağa sola sallanmıcak ama buna da bir çare bulcam bi ara.

The Next Three Days

Blogger'ın kapatılması sebebiyle vermek zorunda kaldığım aradan sonra bir 2010 filimi ile geri dönüyorum.Aradaki boşluk oldukça sancılıydı.Ama mesudum tekrar yazabildiğim için.Bu kadar saçmalamadan sonra esas konuya geçebilirim.Hazırım.

Öncelikle şunu belirteyim ki;yaşıtlarının yanında adı geçmeyecek bir filim de olsa,keşke izlemeseydim dedirten bir filim değil.Derinlikli bir filim değil.Senaryodan ibaret,orta sınıf bir amerikan yapımı.Ancak,kendisinden ibaret olduğu senaryo fena değil.Acaba ne olacak ?olcak mı olmıcak mı ? gibi sorularla filim izlemeyi seviyorsanız hoşunuza gidecektir.

Baş rolde afişinde de gözümüze sokarcasına adı yazan, Russell Crowe oynuyor.Bu adamı severim.Vasat filimi iyi yapar,iyi filimi çok iyi yapar.İlk yazdığıma,yine 2010 yapımı,Robin Hood'u örnek verebilirim.O filimi de anlatırım yakın zamanda madem adı geçti.

Filimden bahsedeyim kısaca; John(Russell Crowe) evli,mutlu, çocukludur.Herşey güzel giderken karısı,bi kadını öldürmek suçundan tutuklanır.Onun masum olduğuna inanan John onu kurtarmak için kolları sıvar.Amerikan sinemasında çokca gördüğümüz,normal bir hayat sürerken,ihtiyaç duyduğunda banka soygunu veya hapisaneden kaçma planı hazırlayabilen adam vardır burda da.Tabi burda sadece kaçış planı var.Bana böyle bişi olsa dürüstce söyliyim,böyle bir planı bırak hazırlamayı,daha düşünürken yakayı ele veririm.Çoğumuza da öyle olur büyük ihtimalle.Ama Amerika'da işle böyle yürümez.Her an aksiyona hazır olarak yaşar insanlar,gibi gözüküyor sadece filimlerine bakarsak.Biliyorum çok dağıttım.Neyse ,planın yapılışı,uygulaması,çıkan zorluklar,sevgi,inanç ve kararlılık filimin alt konuları.Ha birleşince bunlar esas bi konu ortaya çıkmıyor ayrı konu.

İzlenebilir,sıkılmazsınız,zaman kaybı da değil,hoşca vakit geçirebilirsiniz.Bi filimden beklentileriniz bundan ibaretse,çok beğenedebilirsiniz.Netice: İzlenebilir.

Bu da böyle işte.



1 Mart 2011 Salı

127 HOURS


Bu filimi bir kaç gün önce izledim.Öncelikle ''Based on a true story'' yani gerçek bir olaydan uyarlanmıştır gibi ibare gördüğüm zaman o filime karşı her zaman daha iyimser bakarım senaryo bazında çünkü gerçek hayatta senaryo yazılması gibi bir durum yoktur,varsa da dini ve felsefi bir konu bu,burası onu tartışmanın yeri değil.Yani diyeceğim şu ki gerçek hikayelerden uyarlamaları severim,kısaca.
Bildiğim kadarıyla bu filimi daha önce çekecekmiş yönetmen Danny Boyle fakat izin alamamış,gerçekten bu kötü tecrübeyi yaşayan kişiden.Daha sonra anlaşılmış filim çekilmiş.
Baş rolde James Franco var.İyi de oynamış ki en iyi erkek oyuncu adayı idi kendisi,filimin kendisi de en iyi filim adayı idi ama The King's Speech hepsini aldı.Bu filimdeki baş rol oskar için biçilmiş kaftandı.Tek kişilik bir show çünkü bu.Bütün hünerlerini sergilemiş beyfendi.Gerçekten başarılı.En iyi filim konusunda aday olması uygundur,ama o rakiplerin yanında şansı yoktu.
Gelelim filime;Aron Ralston bir mühendistir ve arada telefonu falan evde bırakıp dağa tepeye,doğaya vurur kendini,artık ne sebeptense onu söylemiyo,ama tahmin edebiliriz.Büyük ihtimalle sadece macerayı ve doğayı seviyor.Bi de giderken kimseye haber de vermiyor.Filimin başı zaten bunun yola çıkışını anlatıyor kısaca,annesi arıyo açmıyo falan.
Sonra noluyo ne bitiyo, bu bi yerde mahsur kalıyo,su ve yiyecek az,inanılmaz bi hayatta kalma mücadelesi.Filimin çok büyük bir bölümü bir mekanda ve bir kişiyle geçmesine rağmen asla sıkıcı değil,gayet akıcı bir dili ve sürükleyiciliği var filimin.Ayrıntılar çok hoş işlenmiş.İzlemeye değer,hatta bence kaçırlmaması gereken bi filim.Tavsiye ediyorum